Dokulardaki Sorunlar: Bedenlerimizde Biriktirdiğimiz Duygulara Bakmak

Yazar: Bernie Clark | Yoga Eğitmeni

Çeviri: YogaTurk yazarı

*Bu yazı, Bernie Clark’ın onayı alınarak “Issues in our Tissues: Looking at the Emotions We Store in Our Bodies” adlı makalesinin Türkçeye çevrilmiş halidir.

amazon-com-associates-central-customize-and-get-html         amazon-com-associates-central-customize-and-get-html

Fiziksel sınırlarımızı ezip geçmek ne kadar sağlıksız ve yersizse, duygusal sınırlarımızı ezip geçmek de bir o kadar acemice ve faydasızdır.

Yoga pratiklerimiz esnasında güçlü duygular ortaya çıktığında ilk farketmemiz gereken şey şudur: “Yalnız değilim!”. Bir çok kişi çalışmaları esnasında sıkıntılı duygular ve hatta neşeli duygular hissediyor. Diğerlerinin de aynı yoldan geçtiğini- ve güzel bir şekilde atlattığını-  bilmek, o an duyduğumuz kaygıyı azatlaya yardımcı oluyor.

Bilmemiz gereken ikinci şey ise kişisel sağlıkla ilgili internetten alınan tavsiyeler: Ben bir doktor değilim ve size teşhis koyamam ve fiziksel sağlığınızla ilgili size reçete yazamam, aynı şekilde bir psikoterapist de değilim ve duygusal bir krizi atlatmanız için size ihtiyacınız olan danışmanlığı veremem. Psikoterapist olsaydım bile;  uzak mesafe, sizin durumunuzla ilgili eksik bilgiler ve yanlış anlaşılmalar nedeniyle internetten tavsiye almanız tehlikeli olurdu dolayısıyla size yapacağım danışmanlığın bir faydası olmazdı. Tüm bunlar göz önüne alındığında yine de size -neler olduğunu anlamanız ve durumunuzla başa çıkarken nasıl bir yaklaşım kullanacağınıza karar vermeniz için-  seçeceğiniz doktora söyleyebileceğiniz bazı görüşler sunabilirim.

Hepimizin dokularında problemler var, bir başka deyişle, vücutlarımızda duygular biriktiriyoruz. Başka nerede olabilirler?

Duygular bir bulut sunucusunda (cloud server) ya da internette depolanmıyor. Onlar sizin içinizdeler çok yakındalar ve bir anda ortaya çıkmayı bekliyorlar.

Yoga dansı bir nevi sınırlarımızla oynamaktır: en derin noktalara yaklaşırız, hiçbir zaman o noktaya varmayız ve o sınıra güvenli biçimde tekrar gidebilir miyiz diye bir bakmak için geri çekiliriz. Bu bir sanattır: Hiçbir zaman en derine inmemek ama sürekli; ilginç hislerin olduğu, kesinlikle bir şeylerin olduğu  o sınıra doğru ilerlemek; fakat hiçbir zaman vücudu parçalama riskine girmeyiz.

Sınırlar hakkında düşününce çoğu zaman fiziksel açıdan düşünürüz ve yukarıdakileri okuduğunuzda gözünüzde böyle bir görüntü canlanmış olabilir ama duygusal, zihinsel ve spiritüel sınırlarımız da vardır. Fiziksel sınırlarımızı ezip geçmek ne kadar sağlıksız ve yersizse, duygusal sınırlarımızı ezip geçmek de bir o kadar acemice ve faydasızdır. Hareket açıklığımızı engelleyen dokuları zedeleyebileceğimiz gibi, kişiler arası ilişkilerimize ve yaşam tarzımıza dair hareket açıklığımızı engelleyen “duygusal dokularımızı” da zedeleyebiliriz. Bu takılıp kalmış, kasılmış alanlar üzerinde çalışmak acılı olabilir ve yoga çalışmalarımızda yalnızca bir yere kadar açılabiliriz ve zedelenmiş dokuları onardığımızdan emin olmak için profesyonel danışmanlık gerekir.

Fizyoterapistlerin “canınızı acıtmaya” ehliyeti vardır çünkü yaralı dokuları düzeltmek için bu gerekir, aynı şekilde psikoterapistler de ruhsal hasarlarınızı onarmak için sizi acı veren noktalara götürebilir. Yoga eğitmenleri bu kadar ehliyetli değildir dolayısıyla yoga çalışmamızda tek yapabildiğimiz ve hatta yapmamız gereken şey, tıkanıklıkların /blokajların sınırları üzerinde çalışmaktır.

Bazılarının tek ihtiyacı bu olabilir. Dolayısıyla böyle olduğunu farzedersek, bunu çözmek için yogada ne yapabiliriz?

Cevap yine, bilinçli bir şekilde sınırlarınla oynamak olacaktır.

İçimizdeki temel duygular; koruma, iyileşme ve gelişim için vardır. Doğal olarak kötü değildirler: aslında tüm yaşamımız için çok gereklidirler. Ama bazen duygular acemice uyandırılır ve böyle durumlarda yapmamız gereken şey bu duygunun bize yaşattığı deneyimi olduğu gibi, tarafsız olarak değerlendirmektir.

Gerçek hayattan bir örnek verelim; diyelim ki yakın zamanda güçlü bir korku hissetmeye başladınız, içinde bulunduğunuz yoga pozundan çaresizce çıkmak istiyorsunuz, içinizden çığlık atmak geliyor. Tıpkı bir Yin Yoga dersinde bir öğrencimin Dragonfly/Yusufçuk  pozundayken “Göğsümde bir baskı var!” dediği andaki gibi…Bu öğrencim bir yılı aşkın bir süredir yin yoga yapıyordu ve birden bire ortaya çıkan bu korku şaşırtıcı ve kaygılandırıcıydı. Bu ne anlama geliyor ve bu öğrenci ne yapmalı?

Öncelikle bunu yaşayan tek kişi olmadığınızı farkedin. Yola yolculuğunuzun bir yerinde bazı duygular ortaya çıkabilir. Yoganın sadece fiziksel dokularda değil bütün vücutta çalıştığını göz önünde bulundurursanız bu çok doğaldır. Daha sonra, bu duyguların derinliğini inceleyin ve sadece yoga yaparken ortaya çıkıyor yoksa hayatınızın diğer anlarında da ortaya çıkıyor mu bunu inceleyin çünkü eğer diğer anlarda da oluyorsa bunun nedenlerini anlamak ve üzerinde çalışmak için profesyonel yardım almanız gerekebilir. Son olarak bilin ki bu; yoga pratiğinizde derinleşmek için, yoga pozlarının ötesine geçip kendi var oluşunuzun derinliklerini keşfetmek için harika bir fırsattır.

Ashtanga yogayı ilk kez yapan iki Amerikalıdan biri olan David Williams, bir zamanlar farketti ki yoga, görünmeyendir. Demek istiyor ki gerçek yoga süreci, vücutlarımızı soktuğumuz şekillerin derininde bir yerde gelişir, nefes ve içimizde neler olup bittiğine kulak verme şeklimizle ilgilidir. Bu, güçlü duygusal tepkinizin size sunduğu bir davettir. Duyguya kör bir şekilde veya otomatik bir şekilde tepki vermek yerine kabul ve merak ile yaklaşın. Kendinize gerçekte ne olup bittiğini sorun: “Bu nedir?”

Hem Hintli yogiler hem de Çin’Deki Daoist yogiler belirli duygularla vücudun belirli bölgeleri arasında korelasyon olduğunu farkettiler: korkunun merkezi böbreklerde, öfke karaciğerde, endişe midede, dehşet kalpte ve keder akciğerlerde. Bu ilişkiler biz Batı’lılar için bile sezgisel olarak çok şey ifade ediyor. Kederlendiğimizde akciğerlerimizde spazm oluşur, korktuğumuzda kalp atışlarımız değişir (veya kalp krizi yaşayabiliriz, “ölesiye korkmuşuzdur”), sinirlendiğimizde ülserimiz artar, karaciğerimiz zarar gördüğünde sinirden kudurur sevdiklerimizi kırarız (alkolik kişilerin aileleri bu duruma çok aşinadır) ve korktuğumuzda böbreküstü bezlerimiz aktive olarak bizi kaçmaya ya da savaşmaya hazırlar. Neyse ki bir yandan da iyi duyguların yararını görürüz: güzelliklerin yeri akciğerlerdir, keyfin yeri kalptir, yaratıcılığın yeri midedir, sevecenlik ve nezaket karaciğerdedir ve bilgelik böbreklerdedir.

Yoga pozları vücudu fiziksel ve enerjetik olarak çalıştırır, vücudun önemli organlarına denk gelen meridyen hatlarını uyarır ve zaman zaman güçlü duygusal tepkiler meydana gelir. Yusufçuk pozunda korku yaşayan kadın örneğinde bu kişi karaciğer ve böbrek meridyenlerinin geçtiği iç bacak kaslarında (addüktör kas grubu) derin bir gerilim yaratmış olabilir. Eğer karaciğer ve böbreklerle ilişkili organlarda ruhsal veya duygusal bir blokaj/tıkanıklık varsa bu gerilim duygusal bir tepkiyi tetiklemiş olabilir.

Duygusal tepkinin sebebi ne olursa olsun reçete aynı: tarafsız bir farkındalık. Olanı değiştirmeye çalışmadan, kaçmadan, ümitsizlik veya vazgeçişle teslim olmadan izlemeye çalışın. Tabii ki başında söylediğim gibi eğer sınırınızı geçtiğinizi hissediyorsanız ve çok derin bir duygu durumu içindeyseniz o zaman pozdan çıkın! Ama duygular sadce ilgi çekiciyse, tehlikeli değilse, kalın ve bu deneyimi olduğu gibi gözlemleyin. İşte şimdi çok ilginç bir şey olmak üzere, bunu kaçırmayın!

Sürekli kendinize sorun: “Bu nedir?”

Duyguları ve beraberinde gelen fiziksel hisleri detaylı olarak aklınızda tutun: Ne hissediyorsunuz, nefesiniz nasıl, kalp atışlarınız nasıl, çenenizde, omuzlarınızda, boynunuzda artan bir gerginlik var mı? Örneğin korkuyorsanız korkunun nasıl hissettirdiğine bakın: “nefesim kısa ve değişken, omuzlarım gergin, düşüncelerim bulanık ve odaklanamıyorum.” Bu hisleri iyi ya da kötü diye yargılamayın ve değiştirmeye çalışmayın sadece olduğu gibi gözlemleyin.

Özetle, bir yoga çalışmasının ortasında güçlü bir duygu ortaya çıkarsa ona kulak verin. Eğer çok güçlüyse pozdan çıkın ve hatta belki o gün için çalışmayı bırakın. Eğer bu durum artık hiç pratik yapamayacağınız kadar yüksek bir dereceye gelirse deneyimli bir yoga eğitmeninden veya bir danışmandan yardım isteyin. Ama duygular ilginç ve tehlikesizse, yoga pratiğinizi yeni bir seviyeye yükseltecek olan bu fırsatı kullanın: dibe kadar gitmeden duyguların sınırlarıyla oynamak. Gerçekte ne olduğunu, hiçbir şey ekleyip çıkarmadan, gözlemlemeye çalışın.

Son bir fikir için Rod Stryker’dan alıntı yapacağım: “Bir yoga dersinde daha önce hiç gülmediyseniz veya ağlamadıysanız, ne duruyorsunuz?”

Bernie Clark

*Bu yazı, Bernie Clark’ın onayı alınarak, kendisinin “Issues in our Tissues: Looking at the Emotions We Store in Our Bodies.” adlı makalesinin Türkçe’ye çevrilmiş halidir. Bu sitede yayınlanan tüm çeviriler YogaTurk yazarına aittir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s