Yoga ile İlgili Kavramlar | Asteya

tarafından yazıldı

Asteya : Çalmamak / İstiflememek | Toplumsal düzeyde, sömürü ve toplumsal adaletsizlik/eşitsizlik kavramlarıyla da ilişkilidir.

Yoga, Hint felsefesinin altı ortodoks sisteminden biridir. Patanjali’nin 185 vecizeden/aforizmadan oluşan Yoga Sutraları adlı kitabında derlenmiş ve sistematize edilmiştir.

Patanjali’nin Yoga Sutra kitabında, “ashtanga” isimli sekiz aşamalı / sekiz kollu bir yoldan söz edilir. Bu sekiz basamak, bizi birliğe götüren anlamlı bir hayat yaşamamız için gereken ana ilkeleri anlatır. Bahsi geçen basamaklar; moral, etik ve öz disiplin açısından bir rehber niteliğindedir. Yama, Niyama, Asana, Pranayama, Pratyahara, Dharana, Dhyana ve Samadhi olarak isimlendirilen basamakların bazıları kendi içlerinde alt başlıklara ayrılır. Tıpkı Yamalar gibi. Yama bölümü etik değerlerle ilgilidir ve 5 alt başlıktan oluşur. “Asteya”, bu 5 yama arasında 3. sıradadır.

3. Yama | Asteya:

Asteya aslında çalmamak ve istiflememek anlamına geliyor ama bu sözcükler, altlarında daha derin anlamlar barındırıyor. Size ait olmayan bir malı çalmamak, bir başkasının vaktini boş yere çalmamak, birine ait bir emeği/eseri çalmamak, köylülere ait doğal koruma alanı kapsamına girmesi gereken bir arsayı kendi çıkarlarınız için “hukuksuz yollarla” (üstüne pahalı bir inşaat projesi dikmek gibi) çalmamak, para kazanma hırsınız için yeterli güvenlik önlemi almadan birini çalıştırıp o kişinin can sağlığını/canını çalmamak…. Ve daha bir çok örnekte bulunan “çalmak” kelimesinden çok daha fazla anlam barındırıyor Asteya.

Asteya anlayışını toplumsal düzeyde genişletirken Gandhi: “İnsanoğlunun yapay/sahte ihtiyaçlarla ilgili duyduğu ihtiras ve kıskançlık da çalmaktır.” der. Aynı zamanda, Swami Sivananda’ya göre “istek ve arzu çalmanın altındaki ana nedendir.” Buradaki arzudan gelen acının temelindeki sebebe bir bakalım. Asteya’nın temelinde “Yeterince iyi değilim” düşüncesi yatar. Çalma isteğinin temelinde kendimiz için ihtiyacımız olan şeyi yaratabileceğimiz konusunda kendimize inancımızın olmaması yatar aslında.

Hayatımızda bir “eksiklik veya yetersizlik” hissettiğimizde, arzu ve ihtiras doğar. Bu “boşluk/eksikliği”  doldurmak için bir şeyler aramaya başlarız. Ve bizim istediğimiz şeye, bizden başka herkes sahipmiş gibi düşünmeye başlarız. Asteya ile kastedilen şey aslında kendimizi mutlu ve tamamlanmış hissetmek için kendimizin dışındaki şeylere; dışarıdaki hayata, başka insanlara, kendi dışımızdaki fiziksel veya manevi şeylere yönelmeyi bırakmamız gerektiğidir.

Bunun yerine hep bahsedilen “anda olmak” halinin yanı sıra, kendimizi sadece şu an olduğumuz halimizle olduğumuz gibi tam ve bütün hissetmemiz gerektiğini vurgular.  Bu vurgu, aslında kapitalist düzende zenginlerin varlıklarını sürdürebilmek için yoksullara empoze ettiği “haline şükretme” mantığındaki “kabul etme” hali değil, farklı bir “tam” ve “bütün” olma, “memnun olma” halidir.

Size ait olmayan bir şeyi – sadece fiziksel şeyleri değil; zaman, enerji, duygular gibi soyut şeyleri de- almanın yani “çalmanın” da ötesinde, ihtiyacınız olmayan bir çok eşyayı istiflemek de aslında yapılmaması gereken bir şeydir bu anlayışa göre. Bir düşünün evlerimizde hiç kullanmadığımız, bir gün lazım olur diye sakladığımız veya hiçbir işlevi olmadığı halde sırf hatıra olsun diye sakladığımız ne çok eşya var. İstiflediklerimiz… sakladıklarımız… Aslında bir hatırayı, geçmişteki bir anı, kaybetmemek istediğimiz bir anı saklar gibi istiflediğimiz eşyalar… Halbuki gerçek olan şey sadece şu an. Çocukluğumuzdan kalma bir hırkayı saklarken çocukluğumuzdaki o anı saklayamıyoruz aslında. O hırkayı ihtiyacı olan birine versek, çocukluğumuzu yitirmeyiz… ya da belki de çoktan yitirdik… kazak ile geri kazanabilir miyiz? Kazağı vermekle bir şey eksilir mi bizden? Ya da saklamakla koruyabiliyor muyuz “eksileni?” Az eşyayla, istiflemeden, ihtiyacın olan şeylerden fazlasını alıp “sahte ihtiyaçlar” yaratmadan, yaşa diyor “Asteya”.

Peki Yoga matının üzerinde “Asteya” nasıl olur?

-“Yeterince iyi değilim” düşüncesiyle kendimizi sağlıksız sınırlara doğru zorlamayı bırakarak.

– Sürekli sınıftaki diğer öğrencilere bakmak yerine kendimize odaklanarak.

– Kendimizi o derste o anlığına olduğumuz gibi kabul edip tam, bütün ve memnun hissederek.

– Eksiklikler veya azlıklar yerine, bolluklar/tamlıklar ve memnuniyetlere odaklanarak.

-Kendimizi ve başkalarını yargılamayı bırakmak için, hem kendimize hem de başkalarına yapıştırdığımız olumlu/olumsuz sıfatları bırakarak (“O daha iyi”, “Ben esnek değilim”, “Öteki daha çekici”…)

-Vücudumuza ondan hoşnut olduğumuzu hissettirerek. Örneğin savasana ya da meditasyon esnasında müteşekkir olarak…

Yazar: Yoga Türkçe

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s